Gönderen Konu: Linux/Gnu/Ubuntu  (Okunma sayısı 6831 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

« : »
SUDO'nun 8. sayısındaki yazıyı buraya geçeyim dedim. Zira ara ara kendim referans vermek zorunda kaldığımda dergi üzerinden daha çabuk ulaşmak istedim. Yazı 2009 yılında kaleme alındığı için bazı göndermeler o tarihe aittir, lütfen bu yönden değerlendirin yazının kendisini.

İçerik:
1. Giriş
2. Linux Nedir?
3. GNU Projesi nedir?
4. Linux ve GNU Projesi buluşması
5. Linux dağıtımları
6. Paketleme sistemleri
7. GNU/Linux dünyasının haylaz çocuğu: Ubuntu


Linux/Gnu/Ubuntu

1. Giriş

Bu yazıdaki amaç, Linux diye tabir edilen dünyaya yeni yelken açacak kullanıcılar için temel anlamda bir rehber teşkil etmektir. Böylece bu dünyaya ilk girildiği anda etrafta oluşan karanlığa bürünme hissi bir nebze olsa da azaltılmak istenmektedir. Bir konudaki detayları öğrenmek için öncelikle temel meseleleri anlamamız gerekir. Aksi düşünüldüğünde bir süre sonra kullanıcılar üzerilerine bir anda yığılan detaylar içinde boğularak sıkılabilirler. Basamaklar yavaş yavaş çıkılırsa, geriye dönüp baktığımızda her şeyin yerli yerine oturduğunu görürüz. Şimdi bu amaca yönelik ilerleyelim ve öncelikle Linux nedir bunu anlamaya çalışalım. Ancak hemen belirtelim ki bu yazıda anlatılanlar için detay asgari seviyede tutulmaya çalışılacaktır. Daha fazla bilgi için kullanıcıların mutlaka anlatılanları kendi başlarına araştırmaları gerekmektedir.

2. Linux nedir?

Bilgisayarların işlevlerini yerine getirmesi yani kullanıcılarının isteklerine cevap verebilmesi için üzerilerinde bir işletim sisteminin koşması gerekmektedir. Bu işletim sistemi sayesinde kullanıcı istediği yazılımı yükler ve çalışmalarını gerçekleştirir. Günümüzde işletim sistemleri kullanıcılarını memnun etmek için bazı toplu yazılımlarla beraber geliyor olabilir. Linux dünyasında da bu böyledir. Peki Linux cidden nedir ve işletim sistemleri dünyasında tam olarak nerede bulunur?

Her işletim sisteminin üzerinde durduğu çok sağlam bir direk vardır: Çekirdek ya da İngilizce'deki ifadesiyle "kernel". Çekirdek, genel anlamda bilgisayarın üzerindeki yazılımlarla donanımları arasında iletişimi sağlar. İletişim sağlamakla da kalmaz, bu kaynakları yönetir. Kısacası sistemimizde bulunan işlemci, bellek ve diğer donanımlarla haberleşme ve yönetim işini çekirdeğin ta kendisi yapar. Bu nedenle rahatlıkla anlaşılabileceği üzere çekirdeklerin işletim sistemleri açısından önemleri çok büyüktür. Bir işletim sisteminin çekirdeği ne kadar sağlamsa, kendisi de buna doğru orantılı olarak o kadar sağlamdır demek yanlış olmaz. Linux'un kendisi ise çekirdeğin ta kendisi olmasından öte, başka bir şey değildir. Peki, etrafımızda işletim sisteminin kendisi için Linux yaygın kullanım ifadesi nereden gelmektedir ve tam anlamıyla doğru mudur? Bu bölümde yazdıklarımızı gözden geçirdiğimizde bir çekirdeğin klasik anlamdaki işletim sistemleri için yeterli olmadığı görülmektedir. O zaman duruma açıklık kazandırmaya çalışmadan hemen önce Linux çekirdeğinin kendisinden bir miktar bahsedelim, ardından da bu son sorumuza cevap arayalım.

Linux, Linus Torvalds tarafından *nix benzeri bir işletim sistemi olan Minix üzerinden geliştirilmeye başlanmıştır. Üzerinde geliştirilirken aynı zamanda bazı özellikleri de Torvalds'a ilham olmuştur. Torvalds'ın çıkış amacı kendi ihtiyaçlarını karşılayan ve tam anlamıyla ticari olmayan bir Unix ve Minix benzeri işletim sistemi oluşturmaktı. Temel sistemi yazdıktan sonra bunu topluluğa duyurdu ve destek aradı. Bu desteği de buldu. Linux'un 0.1 numaralı sürümü duyurulduğunda sadece 10,239 adet kod satırından oluşuyordu. Bu yazının kaleme alındığında son yayımlanmış olan 2.6.29 sürümünde ise 11,010,647 adet kod satırı olduğunu düşündüğümüzde, kabul gören desteğin ne kadar muazzam olduğunu anlayabiliriz. Kısacası, Linux yayımlandığı 1991 yılından bu yana büyük bir atılımla kendisini geliştirmiştir. Linux'un yayımlandığı tarihteki tek büyük başarısı sistem kaynaklarını güzel bir şekilde yönetmesi değil aynı zamanda GNU Projesi dahilindeki gcc, bash gibi yazılımları da çalıştırabilmesiydi. Bir dakika, GNU Projesi de nedir? Yeni bir kavram daha girdi araya.

GNU Projesi'nin kendisini öğrenmeden Linux dünyasını anlamanın ne yazık ki imkânı yok. Bu nedenle bu bölümün ilk paragrafının sonundaki soruyu cebimize koyarak (Peki Linux cidden nedir ve işletim sistemleri dünyasında tam olarak nerede bulunur? ) bu yeni sorunun cevabını arayalım. Cebimizdeki soruyu yazımızın ilerleyen bölümlerinde mutlaka çıkartacağız. Fakat girişte de bahsedildiği üzere öncelikle merdivenleri tek tek çıkmalıyız ve gerimizdeki her şeyin yerli yerine oturduğundan emin olmalıyız.

Bir sonraki bölüme geçmeden önce şu ana kadar anlatılanları özetlersek:

a. Farklı bir dünyaya giriş yapıyoruz, temel noktaları öğrenmeliyiz.
b. Çekirdekler işletim sistemlerinin kalbidir. Etrafta işletim sistemlerine bağlı olarak birçok çekirdek olabilir.
c. Çekirdekler tek başlarına son kullanıcı için bir şey ifade etmezler.
ç. Linux, Linus Torvalds tarafından geliştirilmeye başlanmıştır ve topluluğa duyurulmuştur.
d. Linux, (b) maddesinde bahsedilen çekirdeklerden sadece bir tanesidir.

3. GNU Projesi nedir?

GNU Projesi, Richard Matthew Stallman'ın (RMS) başlattığı, özgür bir işletim sistemi ve bunun çevresindeki özgür yazılımları içeren bir projedir. RMS, gerçek anlamda bir bilgisayar "hacker"ıdır. 1970'lerde Massachusetts Institute of Technology (MIT)'de yoğun olarak Unix üzerinde çalışmaktadır. Program lisans meseleleri o yıllarda yeni fişeklenmiştir ve RMS bundan fazlasıyla rahatsız olmuştur. Kendi sahibi oldukları bir yazıcıya, sürücüsünün kapalı olması nedeniyle istedikleri bir özelliği ekleyememesi ise RMS açısından bardağı taşıran son damla olur ve MIT'teki işinden 1984 yılında istifa ederek henüz bir yıl önce duyurmuş olduğu GNU Projesi üzerinde çalışmaya başlar.

GNU Projesi, GNU işletim sistemini de kapsayan bir özgür yazılımlar bütünüdür. GNU yani "GNU's not Unix" gibi tekrarlanan bir isme sahip olan bu işletim sistemi Unix benzeridir ancak Unix'ten hiçbir kod barındırmayan, tamamen açık kaynak kodlu ve özgür bir işletim sistemidir. Daha doğrusu işletim sistemi olma niyetindedir. Bu amaç doğrultusunda hummalı bir çalışma başlar ve emacs, gcc ve bash gibi ardı ardına GNU Projesi'ne dahil olan yazılımlar ortaya çıkar. RMS, GNU Projesi ile beraber Özgür Yazılım Hareketi'ni (Free Software Movement) de başlatmış olur. Bu bağlamda Özgür Yazılım Vakfı'nı (Free Software Foundation - FSF) kurar ve GPL Lisansı'nı (GNU General Public License) oluşturur. Böylece GPL Lisansı'na sahip olan yazılımlar özgür yazılım kategorisine dahil edilir ve RMS'nin hayal ettiği özgür işletim sistemine doğru adım adım yaklaşılmaya başlanır. Peki, GNU Projesi'nin kalbi olması gereken işletim sistemi oluşturulurken bu yazının ikinci bölümünde değindiğimiz çekirdek tam olarak nerededir?

GNU Projesi dahilinde işletim sistemini çevreleyecek yazılımlar geliştirilmeye başlandığında eş zamanlı olarak bir de çekirdek için çalışma başlatılmıştır. Elbette bir işletim sisteminin en can alıcı bölümü olan çekirdek olmadan işletim sisteminin kendisini düşünmek pek de doğru olmayacaktır. İşte bunun farkında olarak RMS ve bir grup başka "hacker" kolları sıvamış ve GNU Projesi'ne dahil olacak GNU işletim sistemi için bir çekirdek yazmaya başlamışlardır. İsmine de HURD demişlerdir. 1984 senesinde başlayan bu çekirdek çalışması bir süre sonra arada yaşanan anlaşmazlıklardan dolayı diğer yazılımlar tamamlandığı halde bitirilememiştir. 1990'ların başında ortada birçok harika GNU Projesi'ne dahil olan yazılım varken ve kullanılıyorken hâlâ bir çekirdeğin eksikliği hissedilmektedir ve bu nedenle GNU işletim sistemi bir türlü tamamlanamamaktadır. Tam bu esnada başka bir "hacker" kendi projesini başlatmış ve camiaya duyurmuştur. Kader, GNU Projesi'ni Linux ile bir araya getirmiştir!

4. Linux ve GNU Projesi'nin buluşması

RMS, Özgür Yazılım Hareketi kapsamında GNU Proje'sini geliştiredursun, Helsinki Üniversite'sinde bir öğrenci olan Linus Torvalds 1991 yılında Intel 8386 işlemcili bilgisayarını satın almış, üzerindeyse Minix kullanmaktadır. Geniş Unix sunucularına bağlanmak için ihtiyaç duyduğu programı kendisi yazmaya başlayan Linus, bunun için yeni aldığı işlemcinin nimetlerinden yararlanmak istemiş ve hali hazırda kullanmış olduğu işletim sisteminden farklı bir uçbirim öykünücüsü yazmıştır. Linus, programı geliştirdikçe yazılan şeyin artık bir programın ötesine geçtiğini, hemen neredeyse bir işletim sistemi çekirdeği olduğunu fark etmiştir. Bu aşamadan sonra kendi ihtiyaçlarını karşılayacak Unix benzeri, Minix'ten ilham alan bir çekirdeğin temellerini oluşturmuş ve bunu camiaya duyurmuştur. Bu çekirdeğin üzerinde gcc ve bash gibi bazı GNU programlarını çalıştırması da cabası olmuştur. Bu yıllarda etrafta GNU Projesi dahilinde yazılmış birçok program olmasına rağmen bu programların üzerinde koşacağı bir çekirdek ve buna bağlı olarak bir işletim sisteminin eksikliğinin oluşu büyük bir sıkıntı durumundadır. İşte tam bu noktada Linux'un duyurulması hem Linux hem de özgür yazılım savunucuları için büyük bir umut ışığı olmuştur.

İlk yılında farklı bir lisans ile dağıtılmaya başlayan Linux, ikinci yılında tamamen GNU GPL lisansı altına girip bu şekilde dağıtılmaya başlanmıştır. Bunun da kazandırdığı ivmeyle birçok GNU programı Linux ile bütünleştirilmiş ve işletim sistemine dahil edilmiştir. Bu aşamadan sonra çekirdek olarak başlayan Linux ismi bir işletim sistemi olarak anılmaya başlanmıştır. Fakat bununla beraber bir kavram kargaşası peyda olmuştur.

İkinci bölümde cebimize koyduğumuz soruyu çıkartmanın zamanı geldi. Şu ana kadar anlatılanlarla aslında soruya cevap vermiş olduk. Fakat bir üstteki paragrafta bahsi geçen kavram kargaşasını açıklamak ve sorunun cevabını toparlamak adına bir derleme yapalım. Linux olarak adlandırılan işletim sistemi aslında üç parçadan oluşmaktadır.

4a. Çekirdeğin kendisi: Linux
4b. Üzerine giydirilen GNU Projesi dahilindeki programlar: gcc, vb.
4c. GNU Projesi kapsamına girmeyen üçüncü parti yazılımlar: Xorg, vb.

Görüldüğü üzere şu anda bizlerin Linux diye adlandırdığı işletim sistemi sadece çekirdeğin kendisini barındırmamaktadır. Biz her ne kadar kavram kargaşasını açıklayalım desek de ortada süre giden bir kargaşa mevcuttur. RMS ortaya çıkan bu işletim sistemini sadece Linux olarak adlandırmanın doğru olmadığını, mutlaka GNU/Linux olarak kullanılması gerektiğini savunmaktadır. Zira RMS'ye göre GNU programları olmadan Linux bir anlam ifade etmeyecektir. Linus Torvalds ise adlandırmanın Linux olarak yapılmasının yanlış olmadığını zira bu projenin aslen GNU projesine girmediğini söylemektedir. Görülebileceği üzere ortada nihaî bir karar yoktur ve olması da mümkün değildir. Kimi kullanıcılar GNU/Linux tercih ederken, birçok kullanıcı ve camia genel olarak kullanılan işletim sistemine Linux demektedir.

GNU programlarının da kendisine dahil edilmesiyle Linux bir işletim sistemi haline gelmişti. Ancak bu işletim sistemini bir araya getirmek için iyi seviyede *nix bilgisi ve yapılandırma tecrübesine sahip olmak gerekiyordu. Peki son kullanıcı nasıl Linux kullanmaya başladı? Elbette çekirdeğin kendisini alıp, üzerine GNU ve üçüncü parti programları yükleyip, yapılandırmayı kendisi hallederek değil. Linux'un yayımlanmasından hemen sonra ortaya Linux dağıtımları çıkmaya başladı. Bir sonraki bölümde bir Linux dağıtımı ne demektir bunu açıklamaya çalışacağız. Fakat öncelikle ikinci bölümün sonunda yaptığımız özeti biraz daha genişleterek tekrar verelim.

a. Farklı bir dünyaya giriş yapıyoruz, temel noktaları öğrenmeliyiz.
b. Çekirdekler işletim sistemlerinin kalbidir. Etrafta işletim sistemlerine bağlı olarak birçok çekirdek olabilir.
c. Çekirdekler tek başlarına son kullanıcı için bir şey ifade etmezler.
ç. Linux, Linus Torvalds tarafından geliştirilmeye başlanmıştır ve topluluğa duyurulmuştur.
d. Linux, (b) maddesinde bahsedilen çekirdeklerden sadece bir tanesidir.
e. Richard Stallman tarafından başlatılan GNU Projesi ile ortaya birçok GNU uygulaması ve bir adet gelişimini tamamlayamayan çekirdek (HURD) çıkmıştır.
f. Linux çekirdeğinin ve GNU uygulamalarının bir araya gelmesiyle Linux veya GNU/Linux olarak adlandırılan işletim sistemi ortaya çıkmıştır.

5. Linux dağıtımları

Son kullanıcı açısından çekirdeği alıp, üzerine uygulamaları giydirip ardından da yapılandırmaları tamamlamak pek kolay bir iş değildir. İlk aşamada bir Linux işletim sisteminin kendisini bile kullanmak bir hayli zorlu bir durumken, tek tek bütün bu işlemleri yapmaksa ortalama bir *nix bilgisinin üzerini gerektirmektedir. İşte bunun farkında olan bazı uzman kullanıcılar, biraz da her seferinde aynı derleme, toparlama işlemini yapmamak için "Linux dağıtımı" geliştirme fikrini düşünmüşlerdir. Bu iş ilk olarak her ne kadar H J Lu'nun "Boot-root" isimli bir dağıtımı ile başlamış görünse de tam olarak ortaya çıkan ve topluluğa açılan dağıtım MCC Interim Linux olmuştur. Dağıtımın çıkışı Linux çekirdeğinin 0.01 sürümünün dağıtıma açılmasından altı ay sonra olmuştur. Bu aşamadan sonra ardı ardına yeni dağıtımlar hazırlanmaya başlanmıştır. MCC Interim Linux'u takip eden sene, arada çıkıp miadını tamamlayan bir dağıtım olmuştur: SLS. Kullanıcıları arasında Patrick Volkerding ve Ian Murdock da vardır. Daha sonra bu iki isim çıkış tarihi en eski olup da (Ağustos 1993) hâlâ günümüzde yaşayan iki büyük dağıtımı oluşturmuşlardır: Slackware ve Debian. Slackware, SLS üzerinden doğmuş olup, Debian özgün bir şekilde oluşturulmuştur.

Peki dağıtımların son kullanıcı açısından tam olarak faydası neydi? Her şeyin başında ortaya çıkan dağıtımlar bu bölümün ilk cümlelerinde açıklanan sıkıntıları son kullanıcının omuzundan almaktaydı. Çekirdek ve etrafında olması gereken uygulamaları bir araya getirip, ilgili yapılandırmaları halletmekteydiler. Hatta bir kurulum aracı eşliğinde bunları kullanıcılara rahatlıkla yaptırmaktaydılar. Tabii dağıtımların faydaları bu kadarla kalmayacaktı. İlerleyen senelerle beraber çıkan dağıtım sayısı da artacak, kullanıcıların daha rahat bir şekilde Linux kurup kullanmaları için çeşitli ve köklü değişiklikler olacaktı.

Linux, yıllar geçerek gelişmeye devam ettikçe kendisini temel alarak ortaya çıkan dağıtım sayısı da artmaya başladı. Suse, Red Hat, Mandrake gibi dağıtımlar birer birer camiada yerini aldılar. Dağıtımlarla beraber son kullanıcının hizmetine sunulacak başka projeler de oluşturulacaktı. Birer yıl arayla Linux kullanıcıları için günlük anlamda sistemi kullanabilecekleri, yapılandırmalarını bazı araçlarla yapabilecekleri, beraberinde gelen uygulamaları ile işlerini görebilecekleri masaüstü ortamları olan KDE ve Gnome'un ilk sürümleri yayımlandı (1998 - 1999). Linux artık son kullanıcı masasına çoktan inmiş, yavaş yavaş kişisel bilgisayarlarda yerini almaya başlamıştı. Artık bu yeni işletim sistemi dağıtımlar gibi masaüstü ortamları olarak da kullanıcılarına alternatifler sunuyordu ve bu özgürlüğün getirilerinden sadece bir kaçıydı. Ancak, asıl köklü değişim program kurulumlarının derlemenin ötesine geçmesiyle yani paketleme sistemlerinin devreye girmesiyle yaşanacaktı.

6. Paketleme sistemleri

- Debian ve DEB paketleri -

Linux'un ilk yayımlandığı süreçte sadece kendisini derleyip toparlamak ve ardından yapılandırmasını tamamlamak dağıtımların ortaya çıkışıyla bir şekilde aşılsa da, kullanıcı daha sonradan kendi isteğiyle bir program kurmak istediğinde yine belli başlı zorluklarla karşılaşıyordu. Programlar kaynak kodlarıyla beraber dağıtılıyor, bir kullanıcı bu programı kullanabilmek için bu kaynak kodu alıp, derleyip ardından çalıştırabileceği bir ikilik uygulama haline getiriyordu. Bu sürecin tamamlanması yani kullanıcıların bu programı derleyebilmesi için, geliştirme programlarına ve kütüphanelerine ihtiyaçları oluyordu. Bazen bunların tespiti kolay olsa da zaman zaman hangi program ve kütüphaneye ihtiyaç duyulduğunun belirlenmesi biraz karışık olabiliyordu. İşte bu noktada akıllara yeni bir fikir geldi. Debian'ı geliştiren Ian Murdock ve ekibi, programların derlenip kuruluma hazırlanabileceği, daha sonra da paketlenmesinin ardından son kullanıcıya servis edebilecekleri bir sistem düşündüler. Kabaca yapılan iş paketleme oluyordu. Bu hap olarak hazırlanan paketi kullanıcı indiriyor ve ardından sistemine kuruyordu. Hazırlanan paketler .deb şeklinde oluyor ve kullanıcı bunu sistemde mevcut bulunan dpkg ile kuruyordu. Bu muazzam fikir son kullanıcı açısından oldukça kolaylaştırıcı bir etki oluşturdu. Kullanıcı derleme meşakkatine girişmeden istediği programı kurabiliyor, beğenmeme veya ihtiyacı kalmaması durumunda sistemden sorunsuzca temizliyordu. Bu gelişmeler yaşandığı sıralarda tarihler 1994 senesini gösteriyordu.

Her ne kadar .deb paketleri ile program kurmak oldukça kolay olsa da, bu programın çalışması için gereken diğer bağımlılıkları bulup kurmak yine kullanıcının kendisine bırakılmış durumdaydı. Örnek vermek gerekirse, eğer bir A programının çalışması için ayrıca bir B programı ve C kütüphanesi gerekiyorsa bunu dpkg kendisi halletmiyordu. Kullanıcı B ve C paketlerini kendisi derleyecek veya varsa .deb paketlerini bulacaktı. Bir süre sonra bu meseleyi de çözmek için yeni bir proje düşünüldü: deselect. deselect, kabaca kullanıcının yapacağı işi hallediyor ve kendisine gösterilen kaynakları tarayarak programları tüm bağımlılıkları ile beraber kuruyordu. Bu kaynaklar CD, ağ veya internet üzerindeki bir Debian arşivi olabiliyordu. Projenin ilk alfa sürümünü verdiği tarih 1995 senesinin henüz başlarıydı. Bu öyle bir gelişmeydi ki, günümüzdeki depo (repository) kavramını hayata geçirmiş oluyordu. Artık kullanıcılar etrafta .deb paketleri aramak yerine kolay bir şekilde istedikleri uygulamayı bağımlılık sorunlarını düşünmeksizin kurabileceklerdi. Aradan henüz iki sene geçmişti ki deselect'in yerini alacak APT uygulamalarının çalışmaları başlatıldı. 1998 senesinde deneme sürüşleri yapılan bu uygulamalar 1999 yılında Debian'ın 2.1 numaralı sürümüyle dağıtımda yerini aldı ve geliştirilip, yenilenerek günümüze kadar geldi.

- Redhat ve RPM paketleri -

Debian cephesinde .deb paketleri yerli yerine oturmuşken, Redhat cephesinde de paketleme sistemleri için çalışmalar devam ediyordu. Redhat bünyesindeki birkaç projenin geliştirilip bir araya getirilmesinin ardından nihayetinde 1998 senesinde RPM (eski ismiyle Redhat Package Manager, yeni ismiyle RPM Package Manager) adıyla bir paketleme sistemi camiaya kazandırılmış oldu. DEB'e alternatif olan bu paketleme sistemi Redhat ile kullanılmaya başlandıysa da, bir süre sonra başka büyük dağıtımların da beğenisini kazandı ve bu dağıtımlar tarafından kullanılmaya başlandı. Redhat (Fedora) dışında RPM kullananlar arasından en bilinen dağıtımlar Suse (OpenSuse) ve Mandriva'dır. RPM de DEB'e benzer bir mantık sunuyordu kullanıcılara: Hap olarak hazırlanmış paketleri kolayca sisteme kurabilmek. Elbette tek başına RPM de bağımlılık problemlerini çözmüyordu. Bunu halletmek için farklı uygulamalara ihtiyaç vardı. Mandriva'nın kullandığı urpmi, bağımsız olarak geliştirilmeye başlanan ve daha sonra Suse tarafından kullanılan Yum bunlardan sadece iki tanesidir. Kabaca bunlar da RPM paketleri için depolardan bağımlılık sorunlarını çözerek sisteme paket kurmaya yarayan uygulamalardır.

- Diğer dağıtımlar ve paketleme sistemleri -

Linux tarafında baskın olarak bilinen iki paketleme sistemi DEB ve RPM olmasına, bu iki sistemin birçok dağıtım tarafından kullanılmasına rağmen farklı dağıtımlarla kullanılan başka paketleme sistemleri de mevcuttur. Bunlarda da genel amaç benzerdir: Kullanıcının derleme işlemlerine kendisi tarafından girişilmeden, sistem tarafından halledilmesi.

Slackware tarafından ilk günden bu yana kullanılan TGZ, biraz Debian'ın daha fazla yaygınlaşmasından, biraz da DEB sistemi karşısında kuvvetsiz kalmasından dolayı pek yaygınlaşıp gelişemedi. Kabaca tar kullanan ve basit bir paketleme sistemine sahip olan TGZ, DEB ve RPM kadar kuvvetli bir paketleme sistemi değildir.

Archlinux ile camiaya kazandırılan Pacman dağıtımın belki de popüler olmasındaki en büyük etkenlerinin başında gelmektedir. Sıfırdan yazılan bu paketleme sistemi oldukça hızlı ve kullanışlı olmasıyla ön plana çıkar.

Ülkemizde TÜBİTAK/UEKAE bünyesinde Pardus ile geliştirilmeye başlanan bir başka paketleme sistemi ise Pisi'dir. Python ile yazılmış olan bu sistem, paketleme aşamalarında yine Python ve XML alt yapısını kullanır.

Gentoo'nun kullandığı ve BSD ailesinden esinlenerek yazılan portage ise bir başka paketleme sistemidir. Gerçi, portage ile paketler kurulmaz tam olarak, Gentoo'nun en başta gelen özelliği olan paketlerin derlenme ve bunun ardından kurulma işlemi yaptırılır.

Görülebileceği üzere Linux dağıtımlarının gelişimi biraz sancılı olsa bile gelinen şu aşamada son kullanıcı açısından oldukça kullanışlı hale gelmişlerdir. Artık bir kullanıcı ihtiyacı olan paketi kurmak için internette gezinerek aramak yerine, kendi dağıtımıyla gelen uygulama kurulum yöneticisini açıp, istediği programı aratıp, kur demektedir. Başka bir şey yapmasına gerek kalmadan dağıtımın deposundan ilgili program indirilerek sistemine kurulmaktadır. Mevcut bulunan büyük dağıtımların depoları her geçen gün biraz daha genişleyerek kullanıcıların isteklerine neredeyse %100'lük bir oranla karşılık verecek duruma gelmişlerdir.

Bir sonraki bölüme geçmeden önce bildiklerimizi tekrar güncelleyelim:

a. Farklı bir dünyaya giriş yapıyoruz, temel noktaları öğrenmeliyiz.
b. Çekirdekler işletim sistemlerinin kalbidir. Etrafta işletim sistemlerine bağlı olarak birçok çekirdek olabilir.
c. Çekirdekler tek başlarına son kullanıcı için bir şey ifade etmezler.
ç. Linux, Linus Torvalds tarafından geliştirilmeye başlanmıştır ve topluluğa duyurulmuştur.
d. Linux, (b) maddesinde bahsedilen çekirdeklerden sadece bir tanesidir.
e. Richard Stallman tarafından başlatılan GNU Projesi ile ortaya birçok GNU uygulaması ve bir adet gelişimini tamamlayamayan çekirdek (HURD) çıkmıştır.
f. Linux çekirdeğinin ve GNU uygulamalarının bir araya gelmesiyle Linux veya GNU/Linux olarak adlandırılan işletim sistemi ortaya çıkmıştır.
g. Linux'un duyurulmasıyla beraber birer birer farklı dağıtımlar GNU/Linux camiasında yerini almaya başlamışlardır.
h. Bir süre sonra dağıtımlar kullanıcıların rahatlıkla uygulama edinip kurmaları için paketleme sistemleri ve depolar kullanmaya başlamışlardır.

7. GNU/Linux dünyasının haylaz çocuğu: Ubuntu

2000'li yılları geride bıraktığımızda ortada irili ufaklı birçok dağıtım mevcuttu. Linux dünyasına adım atan hemen her kullanıcı bu farklı dağıtım yelpazesinden birinde demir atıyor, ihtiyaçlarını buna göre şekillendiriyor ve Linux üzerinde yaşamına devam ediyordu. Ancak bu dağıtımlardan hiçbirinin tam anlamıyla baskın olduğunu söylemek mümkün değildi. Ta ki 2004 ile başlayıp günümüze kadar uzanan süreçte Ubuntu'nun kat ettiği yolu görene kadar.

Ubuntu'nun hikâyesi Mark Shuttleworth ile başladı dersek pek de yalan söylemiş olmayız. Kendisi Güney Afrika'da doğmuş olan bu başarılı müteşebbis, üniversite yıllarında Debian geliştirici takımı arasına katılmıştır. Bir süre bu desteği sürdürdükten sonra iş hayatına atılıp, kurduğu bir şirketi hatırı sayılır bir miktara satmasının ardından 2004 yılında aklındaki projeyi hayata geçirmek için tekrar özgür yazılım camiasına dönmüş ve Debian e-posta listesinde fikrini topluluğa duyurmuştur. Mark Shuttleworth'ün aklındaki fikir son kullanıcı için tasarlanmış, kullanımı kolay ve belirli tarihlerde yeni sürüm veren bir dağıtımdır.

Ubuntu'dan önce bu dağıtımın arkasında olacak Canonical Ltd. şirketini kuran Mark Shuttleworth, yanına aldığı gönüllülerle beraber projeyi başlatmıştır. İsim seçimi içinse oldukça farklı bir yaklaşım sergilenmiştir. Zulu dilindeki "Diğerleri için insanlık" kaba anlamını taşıyan fakat arkasında koskoca bir felsefe barındıran Ubuntu ismi seçilmiştir. İsmiyle bile camiada farklı olacağını hissettiren bu yeni dağıtım, gelişme süreciyle beraber isim seçmedeki başarısını yapısal anlamda da gösterecektir.

Taban olarak Debian ve onun paketleme sistemini kullanan Ubuntu ilk sürümünü 2004 yılının Ekim ayında vermiştir. Sürüm ismi olarak 4.10 seçilmiştir. Burada Yıl.Ay kavramı kullanılmıştır. Ubuntu belirli bir periyotta sürüm yayımlamaktadır. Her altı ayda bir yeni sürüm çıkartan Ubuntu, böylece yılda iki sürüm çıkartmış olur. Çıkartılan aylar olarak da Nisan ve Ekim ayları seçilir. Böylece bir sonraki sürüm 5.04, 5.10 gibi gider. Aynı zamanda her sürüm için bir kod adı belirlenir. Örnek vermek gerekirse 8.04 için Hardy Heron kullanılmıştır. İlk kelime ikinci kelimedeki hayvanı betimleyen bir sıfattır. Buradaki anlamı Dayanıklı, sağlam balıkçıldır. Son çıkan sürüm olan Jaunty Jackalope ise Keyifli Jackalope (Tavşan ve antilop karışımı efsanevi bir hayvan) gibi bir isim taşır ve bunun gibi ilginç kod adlarını Ubuntu'da görmek mümkündür. Hatta bir sonraki sürümün kod adının ne olacağı konusunda hararetli ve keyifli tartışmalar da yapılır.

Debian'ın kararsız ağacındaki paketleri kullanan Ubuntu hâlâ yoğun olarak Debian paketlerini kullanır ve kendisine göre şekillendirir. Bu nedenle kendisine Debian'ın genç kardeşi demek pek yanlış olmaz. Fakat kendisini Debian'dan ayıran en büyük özelliği son kullanıcı için birçok yapılandırmanın hazır olarak gelmesi ve istikrarlı bir şekilde her altı ayda bir yeni sürüm çıkartmasıdır. Tabii Ubuntu'nun arkasındaki Canonical Ltd. şirketini ve maddi desteğini ise asla es geçemeyiz. Zira Mark Shuttleworth'ün kurmuş olduğu bu şirket ve Ubuntu projesine akıttığı para camiaya oldukça olumlu bir ivme kazandırmıştır. Geliştiricileri profesyonel olan ve bu işten para kazanan bu dağıtım tamamen ücretsizdir. Sonuna kadar da ücretsiz olarak yayımlanacağının taahhüdünü de vermektedir. Bu taahhütle de kalmayıp isteyene kapısına kadar Ubuntu kurulum CD'sini ücretsiz olarak göndermektedir.

2004 yılında çıkışıyla beraber arkasına çok kuvvetli bir rüzgâr alan Ubuntu geçen senelerle beraber güçlendi ve son kullanıcının tercih ettiği en büyük dağıtımlardan biri oldu. Hatta şu andaki kullanım oranlarına bakıldığında en büyüğü olduğunu söylemek pekâlâ mümkün. 2009 yılının ortalarına geldiğimiz şu sıralarda etrafa göz gezdirdiğimizde rahatlıkla Ubuntu'nun dağıtımlar arasındaki baskın rolünü görebiliyoruz.
« Son Düzenleme: 28 Ocak 2016 - 14:42:11 Gönderen: heartsmagic »
Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır.
Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkân var mıdır?

Böylece yalan, dünyanın düzenine dönüştürülüyor.

« Yanıtla #1 : »
Çok güzel bir yazıymış. Bir solukta roman gibi okudum. :)
"Matematik bir dildir ve bu dilde şairlere fizikçi denir." Richard Feynman

« Yanıtla #2 : »
sudo makalelerinin bu şekilde forumda yer alması beni çok memnun ediyor... tekrar teşekkürler.

« Yanıtla #3 : »
Çok güzel bir yazıymış. Bir solukta roman gibi okudum. :)

Teşekkürler, az da olsa roman/hikâye tadı verebiliyorsa cidden sevinirim zira yazıyı hazırlarken niyetim biraz bu yöndeydi. Çünkü çok teknik olan konular yeni kullanıcıyı sıkabiliyor, böyle olunca da gerisini okumuyorlar. Haliyle çekirdek, Linux, dağıtım, GNU gibi kavramlar çorbaya dönüyor sonra.

@yakusha, sana da teşekkür ederim. Aslında eski SUDO sayılarını tarayarak bazı konuları foruma geçsek cidden güzel olabilir.
« Son Düzenleme: 20 Aralık 2011 - 14:31:22 Gönderen: cerencalici »
Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır.
Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkân var mıdır?

Böylece yalan, dünyanın düzenine dönüştürülüyor.

« Yanıtla #4 : »
Yazı gerçekten çok hoş. Ne olduğunu bile bile baştan sona okudum. Bir yazıyı baştan sona okuyorsam muhakkak kullanılan dil güzel kullanılmıştır :)

Ben forumdan ziyade günlüğün bu gibi yazılar için kullanılmasını daha uygun görüyorum. Böylece blog kısmı da işlevsel olur ve ayrıca blog için daha uygundur diye düşünüyorum.

« Yanıtla #5 : »
Teşekkürler @eribol. Yazı doğrudan SUDO için yazılmıştı aslında, gerçi sonradan günlüğe de geçmiştim. Günlük de kullanılabilir bu yazı için, fakat SUDO'nun benim günlükten daha fazla okunacağını düşünmüştüm o sıralar. Şu an günlük olmadığı için ileride olsa bile SUDO içinde olur sanırım.
Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır.
Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkân var mıdır?

Böylece yalan, dünyanın düzenine dönüştürülüyor.

« Yanıtla #6 : »
çok faydalı bir yazı
hazırlayana teşekkür ederim
"The past is a foreign country: they do things differently there"

« Yanıtla #7 : »
Benim gibi linux işletim sistemine  yeni merak salmış birisi için çok güzel derlenmiş yararlı bir bilgi kaynağı olmuş elinize sağlık.
"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir (yeterlidir)."

M.K.Atatürk

« Yanıtla #8 : »
Bildiğimiz olaylar üç aşağı beş yukarı.Ama gerçekden sürükleyici bir yazı olmuş canı gönülden teşşekkurler...
MicroAnaliz

« Yanıtla #9 : »
eline sağlık.

« Yanıtla #10 : »
Elinize  saglık gayet anlaşılması kolay ve faydalı  bir yazı olmuş..

« Yanıtla #11 : »
hocam merhaba okulda edubuntu ıle ılgılı bır sunum yapmamız gerekıyor ne kadar bılgı olursa elımızde o kadar ıyı bu konuda yardım edebılırmısınız??

« Yanıtla #12 : »
Bunca zaman geçmesine rağmen bu yazıya ilk kez şimdi rastladım ve keyifle okudum. Dağınık halde olan bilgilerim daha bir yerli yerine oturdu sanki. Ellerinize sağlık. Gerçi artık sizi buralarda pek göremiyoruz ama belki bir gün geçerken uğrarsınız :)

Ayrıca dün bir video karşıma çıktı, Revolution OS-Türkçe altyazılı. Tam izleyemesem de keyifli bir izlenim bıraktı bende
https://www.youtube.com/watch?v=lrDXX3NiVnk